27 Ekim 2013 Pazar

have to örnek cümleleri

TÜM SINIFLARA AİT DERS ve ÇALIŞMA KİTAPLARI CEVAPLARI İÇİN TIKLAYINIZ

have to cümleleri

İngilizcede olması zorunlu durumlar için "have to" kalıbını kullanıyoruz. Türkçeye çevirirken, duruma göre değişiklik gösterse de, zorunluluk vurgusu ağır basar. "Have to" kalıbı "must" ile çok benzer, ama aralarında bir nüans mevcuttur. (Ayrıca "Must Cümleleri" başlığı altındaki örnekleri de inceleyebilirsiniz)

Fakat "have" ve "to" aynı cümlede bulunuyorsa, bu zorunluluk ifade etmeyebilir, mutlaka "have to" biçiminde birlikte olmalılar. Örneğin "You have nothing to worry about it." (O konuda endişe edecek bir şey yok) ile "You don't have to worry about it." (O konuda endişe etmemelisin) bu duruma ilişkin farkı ortaya koymaktadır.

Aşağıda konuyu daha iyi kavramanızı sağlayacak have to cümle örnekleri mevcuttur:

We have no time to spare. --> Boşa geçirecek zamanımız yok.

They have to stop their payments. --> Ödemeleri durdurmak zorundalar.

Rana has to learn to live without him. --> Rana, onsuz yaşamayı öğrenmek zorunda.

To become a top-class dancer you have to be really dedicated. --> Üst düzey bir dansçı olmak için gerçekten kendini vakfetmelisin.

We have to change tactics. --> Taktiklerimizi değiştirmeliyiz.

We would have to talk about this. --> Buna dair konuşmalıyız.

We have to do our homeworks before we go to school. --> Okula gitmeden önce ödevlerimizi yapmak zorundayız.

We'll have to wait and see. --> Bekleyip görmek zorundayız. (Bekleyip görmek zorunda olacağız)

What have you to say for yourself? --> Kendin için ne söylemen gerekiyor? (Kendini savunman için ne söylemen gerekiyor?)

Whom do we have to thank for this? --> Bunun için kime teşekkür etmemiz gerek?

You always have to have breakfast every morning. --> Her sabah kahvaltı etmelisin.

You don't have to be there physically. --> Orada fiziksel olarak olman gerekmiyor.

You have to make up your mind. --> Karar vermek zorundasın.

You have to order wine in this restaurant. --> Bu lokantada şarap ısmarlamalısın.

You have yourself to thank. --> Sen kendine teşekkür etmelisin.

You shouldn't have to do it. --> Bunu yapmak zorunda değilsin.

You will understand that we have to reject your allegation in its entirety. --> Siz de anlıyorsunuz ki, sizin suçlamanızı tümüyle reddetmek zorundayım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder